Ziyaretcilerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugun0
mod_vvisit_counterDun0
mod_vvisit_counterBu Hafta0
mod_vvisit_counterGecen Hafta0
mod_vvisit_counterBu Ay0
mod_vvisit_counterGecen Ay0
mod_vvisit_counterToplam166481

Son 20 Dakikada Online: 0
IP Adresiniz: 54.162.109.90
,
Simdi: 2017-05-23 10:50

Giriş Formu

Paylaş

Facebookta Paylaş
Ahlak PDF Yazdır e-Posta
Servet TAS tarafından yazıldı   
Perşembe, 07 Ağustos 2014 12:39

“Ahlak; insan zihninin bir oyunudur. Varoluş onun hakkında bir şey bilmez. Hayvanlar, kuşlar mesela; ahlakın farkında değildirler. Yalnızca insan… Ve insan; zihni yüzünden tüm varoluştan farklıdır. Zihin sorar: ‘Neden varlık var? Varoluşu kim yarattı? Neden yarattı? Bunun ardında illa bir amaç olmalı…’ Çünkü zihin; amaçsız bir şey tasavvur edemez. Zihin Yahudice düşünür ve düşünürken de ticari terimler kullanır:

‘Bu ahlak denen şeyden çıkarın ne? Eğer bir çıkarın yoksa bunu neden yapasın?’ Ona: ‘Yalnızca varoluşun hatırına’ dersen; sana der ki: ‘Delirdin mi, çıldırdın mı?’ Zihin ilk olarak şunları bilmek ister: ‘Niçin? Nereden? Kim tarafından? Amacı ne?’ Zihin bunlarsız kavrayamaz. Zihin; zayıflığı yüzünden, belirli anlamlar ile desteklenmeyi ister. Din adamları da; seni sahte şeyler ile desteklerler. Yerine getirilmeyen sözler ile… Zihnin soruşturmasını hazır cevaplar ile doldururlar. Ve bu şekilde; senin varoluşu bilmendeki en büyük engel olan egonu tatmin ederek; haddi hesabı olmayan suçlar işlerler. Gerçek inanç der ki: ‘Senin sorun yerindedir, arayışa devam edebilirsin. Ve kimse tarafından sana verilecek bir cevap yoktur. Birisi tarafından sana verilen cevap, yanlış cevaptır.’ Şunu unutma: ‘Eğer soru ya da cevap başkasınınsa, senin değilse; bu demektir ki o uydurmadır.’ Bunları kendin bulmalısın ve bulmak için de her şeyini riske atmalısın. Arama, araştırma, keşfetme için cesaret lazımdır. Din adamlarının tüm icatlarından sakın. Kendi sorunla baş başa kal. Ara, soruştur. ‘Ben kimim’ diye sormak ‘Dünya’yı kim yarattı’ diye sormaktan daha iyidir. Cevabını bilmiyorsan bana sor; sana derim ki: ‘Dünya’yı A yarattı.’ Bu sefer de şunu sorarsın: ‘A’yı kim yarattı?’ Gerçek bir inançlının sorusu Tanrı ile alakalı değildir. Esas soru: ‘Ben kimim?’dir. Ve kendini bilmenin yolu da; sessiz olmak, farkında olmak, düşüncelerini seyretmek ve ardından onların yok olmasına izin vermekten geçer. Eğer bunları yaparsan; öyle bir gün gelecek ki her şey sükût içinde ve zihninde düşüncelerinin bir mırıltısı dahi ortalardan yok olacak... Her şey duraksamış… Ve ansızın çok uzun bir rüyadan, bir kâbustan uyandığını fark edeceksin. Bir kere kendi varlığını bildiğinde; tüm varoluşu bilirsin. Çünkü senin varlığın; tüm varoluştan ayrı bir ada değildir. Senin varlığın; tüm kıtanın bir parçasıdır, tüm varoluşun… Ve bir kereliğine kendini bilip, tattın mı; tüm varoluşta da aynı tadı bulacaksın… Kişi kendini bildiğinde ve tüm bu kurnaz dinciler tarafından kurulup, uydurulan ticaret işini çözdüğünde, aldatıldığını anladığında; kendisini farkındalığa ulaştıran şüphelerine öylesine şükran duyacak ki; aklındaki bütün sorular yok olacak… Sana; şükranla dolduğunda tüm sorularının ortadan yok olacağını hatırlatıyorum. Sendeki sorular; cevaplar ile çözülmüş ya da çözülmemiş değildirler, ortadan yok olmuşlardır. Ve soruların olmadığı evrede; şüphe ve tatmin edilmemiş inançlar olmayacak; halinden memnunluk ve biliş var olacak.” ~ Osho

 
Düşünmemek gene de düşünmektir.
Ben düşünmeyeceğim diye düşünmektir.
Bu da bir tür düşünmektir.
Düşünmek ya da düşünmemek.
Bu ikilemden nasıl çıkılmalı?