Ziyaretcilerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugun0
mod_vvisit_counterDun0
mod_vvisit_counterBu Hafta0
mod_vvisit_counterGecen Hafta0
mod_vvisit_counterBu Ay0
mod_vvisit_counterGecen Ay0
mod_vvisit_counterToplam166481

Son 20 Dakikada Online: 0
IP Adresiniz: 54.162.109.90
,
Simdi: 2017-05-23 10:55

Giriş Formu

Paylaş

Facebookta Paylaş
Dogma’dan Sakının PDF Yazdır e-Posta
Servet TAS tarafından yazıldı   
Perşembe, 07 Ağustos 2014 12:54
Dogma’dan Sakının

Oval şeklindeki yapıların dayanıklı olduğunu biliriz. Oval kelimesi Latince “ovum” yani yumurta kelimesinden gelir ve yumurtaya benzeyen şekil, tam olmasa da elliptik bir şekil anlamında kullanılır. Elliptik şekil fiziksel evrende çok sık görülür (uzay cisimlerinin – planet, yıldız, galaksi – şekilleri ve yörüngeleri). Işte bu yüzden Sanskritçe’de evrene  Brahmáńda denir. Sanskritçe’de “anda” yumurta anlamına gelir.

Bizim bu evrenimiz çok büyüktür ama sonsuz değildir. Evrenin elliptik, oval bir şekli vardır. Bu cümleyle fiziksel evrenin sınırlı yaratıldığını söylüyorum. Fiziksel evren ölçülemiyecek kadar büyüktür. Biz hiç bir zaman sınırını ölçemiyeceğiz ama bu sınırsız olduğu anlamına gelmez. Fiziksel evren teorik olarak sınırlıdır.

Oval şekilden ve yapılardan bahsediyoruz. Şimdi küçük bir yapıyı,  atomu düşünelim. Bu yapıda en ağır elemanlar çekirdektedir (merkezdedir), hafif olan elektronlar çekirdeğin etrafinda dönerler. Daha büyük bir yapı, dünyayı düşünelim. Dünya çekirdek (merkez) ay elektron gibidir. Şimdi daha büyük bir yapıyı, güneş sistemini düşünelim. Bu yapıda çekirdek (merkez) güneştir ve planetler güneşin etrafında dönerler (bu şekilde düşünmeyi genişletirsek fiziksel evrenin de bir merkezi olması gerektiği sonucuna varırız). Çok daha geniş düşündüğümüzde, yani bu düşünce silsilesini sonsuza kadar genişlettiğimizde en büyük yapı olan Kozmos (fiziksel, zihinsel, ruhani katmanları içerir) (fiziksel evrenler Kozmos’un içindedir) (Kozmos=Kainat) yapısını düşünmek zorundayız.

Kozmos’un merkezine (hayat veren, vareden, yaratan, herşeyi gören ve kontrol eden bilince) Parama Puruśa diyoruz (değişik kültürlerde bir çok değişik isimlerle anılıyor Parama Puruśa; biz alternatif isimlerden sadece birkaçını daha zikredelim: Puruśottama, Atman. Tasavvuf’da kullanılan Zat kavramı Puruśottama kavramına en yakın olandır. Tabii Allah ve Tanrı isimleri de geniş anlamda aynı ve tek olan Yaratan bilincin başka isimleri) . Tüm yaratılış, canlı ve cansız objeler, kısaca her şey, bu merkezin etrafında döner (daha önceki yorumlardan anlaşılacağı üzere, Kozmos’un merkezi fiziksel bir yer değildir, yani bir mekan değildir)

Merkez (Puruśottama, Zat) etrafında dönüşte iki kuvvet ortaya çıkar: merkezcil ve merkezkaç kuvvet. Merkezcil kuvvet merkeze olan mesafeyi [radius] azaltır ve bizi merkeze yakınlaştırır. Merkezkaç kuvvet bizi merkezden uzaklaştırır. Sanskritçe’de merkezcil kuvvete Vidya, merkezkaç kuvvete ise Avidya denir. Günlük konuşmada merkezkaç (Avidya) kuvvetine Şeytan da deniyor.

Farkında olarak ya da olmayarak, bilerek yada bilmeyerek, fiziksel ve zihinsel varlıklar Parama Puruśa etrafında dönerler. Sınırlı yapılardan (fiziksel evrenden) örnek verecek olursak, bir obje merkezden uzaklaştığı zaman diğer bir merkezin çekimine kapılır. Bu şekilde objeler arasında çarpışmalar ve çatışmalar olur. Kozmos’un sadece tek bir merkezi olduğu için, bu merkezden uzaklaştığınız zaman başka bir merkeze çekilmek söz konusu bile olmadığından, Parama Puruśa’nın etki alanından çıkmak imkansizdır ama Şeytana uymak ya da Avidya kuvvetine yenilerek merkezden uzaklaşmak çok kolaydır. Insan, hayvan ve bitkiler hareket etmek (gelişmek) zorundalar. Hareket (gelişme) durduğu anda, merkezkaç (Avidya) kuvvetinden dolayı uzaklaşma kaçınılmaz olur . Her birey hareket etmek (gelişmek) zorunda, bu yüzden diyorum ki: hareket hayat, durmak ölüm demektir.

Insanlar dogmalar tarafından kontrol edildiği zaman gelişme dürtülerini kaybederler ve onlara yaşıyor denemez. Dogmalar tarafından kontrol edilen insanlar ölülerden daha kötü durumdadır. Sevgili çocuklarım, dogmaların sizi kontrol etmesine, sizi merkezden uzaklaştırmasına hiç bir zaman izin vermeyin. Herzaman merkeze doğru hareket edin. Herzaman merkeze (Puruśottama, Zat) yakınlaşmaya çalışın.

Bana “Baba dogma nedir?” diye sorarsanız derim ki: dogma zihinsel bir yapıdır. Her fikir [idea] bir zihinsel yapıdır. Fikirlerin bir esnekliği olması gerekir. Esnekliği olmayan zihinsel yapılara dogma diyoruz.

Bazılarınız PROUT kuramıyla tanıştınız sanıyorum. Bazılarınız PROUT kuramını çalıştınız. PROUT’un 5. prensibinde dedim ki kaynakların kullanımında uygulamalar çağa, bölgeye ve insana göre düzenlenmeli ve ilerici olmalıdır (uygulamaların dogma haline gelmesine hiç bir zaman izin verilmemelidir). Burada bu esnekliğin ne kadar önemli olduğunu vurguluyorum? Bunu özellikle söylüyorum ki ileride PROUT dogmalaşmasın. Dogma nedir? Evet dogma da bir fikirdir fakat esnekliği olmayan bir fikir. Dogma katı  fikirdir. Bu katılık insan zihninin gelişimine engel olur.

Bilerek yada bilmeyerek her obje kainatın merkezindeki bilinç [ Parama Puruśa , Puruśottama, Supreme Nucleus, Zat] etrafında döner. Bu dönüş sırasında bireysel zihinler Kozmik Zihinden [Cosmic Mind, Külli Akıl] yardım alırlar ve yakınlaşma bir noktayı geçtiğinde bireysel zihin ile Kozmik Zihin bir olur. Size şunu hatırlatıyorum: Kozmik Zihin’de dogma yoktur (Kozmik Zihin yani Külli Akıl tüm fikirlerin kaynağı olduğundan, tanımsal olarak, dogma oluşturamaz. Eğer bazı dogma’lar – bazı dinler ve ideolojiler – Külli Akıl’dan kaynaklandıklarını söylüyorlarsa çelişkiye düşüyorlar, çünkü gerçekten Külli Akıl’dan geliyorsa o dinler ve ideolojiler, katı ve değişmez kurallar ile insanları kontrol etmemeleri gerekir)

En baştan itibaren aktif olun, sesinizi yükseltin, ve her türlü dogma ile mücadele edin. Bu dogma’lar yüzünden insanlık gelişemedi. Insanlığın son 5000 yılını düşünün. Dogma’ların etkisi azaldıkça gelişimin hızı arttı. Dogmalar yüzünden 5 bin yıl yerinde saydıktan sonra son iki yüzyılda gelişimin hızı arttı. Son 50 yılda hız daha da arttı.

Evet, entellektüel gelişim oldu fakat aynı zamanda bir medeniyet krizi yaşıyoruz. Bu kriz nereden kaynaklanıyor? Bu kriz neden var? Medeniyet krizi insanın şu anki gelişim aşamasında dogmalarla çatışmasından kaynaklanıyor. Dogmalar insaniyetin varoluşunu tehdit eder hale geldi. Zihni varoluştan bahsediyorum. Insanların fiziksel yaşamını pek etkilemez dogmalar fakat zihinsel gelişimde çok büyük bir tehlike oluşturuyorlar. Fiziksel gereksinimlerinizi garanti eden bir düzen düşünün bu size yetmiyecektir. Zihinsel yani düşünsel olarak ta güvenli hissetmek istersiniz, özgür düşünmek, fikirler geliştirmek ve büyümek istersiniz. Fakat bazı dogmalar sizin düşünsel alanınızı yiyip bitirmek istiyor.

Komünizm ya da Marxism de bir dogma (Baba bu noktada dogmalardan birini ismen zikrediyor çünkü 1979 yılında Türkiye çok krıtik bir aşamadaydı Soğuk Savaş sürecinde, organize dinleri ismen zikretmiyor ama 1979’dan sonraki aşamada dini dogmaların sorun olacağını da bize işaret ediyor, ayrıca son 5 bin yılda insanlığın yavaş gelişiminden dogmatik dinleri sorumlu tuttuğu sonucunu da çıkarabiliriz). Aydınların görevi insanların dogmaların yiyip bitirici etkisini görmelerini ve uyanmalarını sağlamaktır (dogmalaşma sadece dinlerde değil bilimde bile var).

Sizin yolunuz sonsuz mutluluğa giden yoldur. Bu yolda merkeze (Parama Puruśa) yakınlaşın. Bitkiler ve hayvanlarda da zihin var ama onların zihni sadece içgüdü aşamasında. Insan zihni ise hiç durmadan genişliyor ve büyüyor [expansion], ve bu gelişim engellenemez. Her birey bilerek ya da bilmeyerek merkeze doğru hareket ediyor; birbirinden çeşitli fikirler, duygular, dürtüler ve arzular ile gelişiyor. Ruhaniyeti arayanlar, sanatçılar, bilimciler ve felsefeciler temel gerçeği zihinlerine yerleştirsinler. Temel gerçek şudur: birgün kainatın merkezi, kainatın yaratıcısı, kainattaki her şeyin varlık nedeni, tek bilinç (Parama Puruśa, Puruśottama, Atman, Zat, Allah, Tanrı) ile “bir” olacağız. Birgün O’na döneceğiz. Birgün “bireysel özümüz” [unit consciousness = atman] kainatın özü [Macrocosmic Nucleus, Atman, Puruśottama] ile bir olacak. Bu gerçeği unutturan ve bu yolda ilerlememize engel olan dogmalara tolerans göstermiyelim, bu dogmalar cesaret bulmamalı. Bırakın insanlar renk ve ırk ayrımı olmadan, tarihi ve geleneksel engelleri de aşarak gerçek amaçlarına ulaşacak şekilde gelişim göstersinler. Insaniyet ortak bir tarihi mirasa sahip, insanlık aynı  kökenden geliyor. Insanlık bu ortak mirasa sahip çıkarak, insanlık bayrağı altında sonsuz mutluluğa giden yolda ilerliyecek.

[konuşmadan sonra Shrii Shrii Anandamurti "blessing" verdi]

Bu evrendeki her birey mutlu olsun.

Bu evrendeki her birey hastalıklardan kurtulsun.

Bu evrendeki her birey her şeyde olumlu yönü görsün.

Hiç bir birey acı çekmeye mahkum olmasın.

Shrii Shrii Anandamurti 

15 September 1979,Istanbul
 
Düşünmemek gene de düşünmektir.
Ben düşünmeyeceğim diye düşünmektir.
Bu da bir tür düşünmektir.
Düşünmek ya da düşünmemek.
Bu ikilemden nasıl çıkılmalı?